Ünlü yabancı ressamlar ve resimleri hayatı tabloları eserleri

LEONARDO DAVİNCİ'NİN HAYATI

 Leonardo, 15 Nisan 1452' de, Cumartesi akşamı saat 22.30 da İtalya' nın Toscana bölgesinde, Floransa yakınlarında doğdu. Bunu dedesi eski noter Antonio' nun kayıtlarından öğrenmekteyiz Bugün Vinci kasabasına bağlı Anchiano mezrasında zeytin ağaçları arasında, kiremit çatılı, tek katlı, üç odalı, şirin taş bir evin kapısındaki levhada şu yazıyı görebilirsiniz: “Casa natale di Leonardo” “Leonardo' nun doğduğu ev” Floransa' da noterlik yapan babası Ser Piero, Vinci' deki aile mülküne nadiren gelirdi. Bu ziyaretlerden birinde Caterina adlı bir köylü kızı ile gizli ilişkisi sonucu Leonardo doğdu. Yaşlı dedesi ve ninesinin yanında büyüdü. Ara sıra babasının yanında kısa süreli kalmak üze-re Floransa' ya giderdi. Caterina, Vinciler' in çok yakınında yaşıyor olmalı idi. Büyük olasılıkla ilk iki yaşında Leanordo' nun yanında oldu. Leonardo, üç-dört yaşlarına gelince Caterina artık Vinciler' in işine yaramadığından komşu köyden bir gençle evlendirildi. Böy-lece küçük Leonardo annesinden koparılmış olduYetişkin biri olduğunda Leonardo' nun bu evlilik dışı doğuma içerlediğini anlıyoruz. Notlarında babasından saygı ile “Babam, Ser Piero” diye bahsederken, annesinden sadece “la Caterina” diye söz etmektedir.Leonardo çocukluğunun büyük kısmını Vinci dolaylarındaki tarlalarda geçirdi. Amca-sı Francesco, Leonardo için Ser Piero' dan çok daha fazla baba rolü oynamıştı. Bunu, 1506' da ölen amcasının -babasının aksine- tüm mülkünü Leonardo' ya bırakmasından anlıyoruzLeonardo dedesi ve ninesinin birkaç ay farkla ardı ardına ölümlerinden sonra 1469 ' da Floransa' ya babasının yanına geldi. Piero' nun burada sanatçı dostları vardı. Oğlunu döne-min büyük sanatçısı Andrea del Verrocchio' nun yanına çırak olarak verdi. O dönemlerde evlilik dışı doğan çocukların üniversiteye gitmesi yasaktı. Böylece Leonardo, Verrocchio' nun atölyesinde kariyerinin ilk adımlarını atmış oldu. Atölyeye ustanın dostları, meslektaşları ve düşünürler gelir giderdi. Verrocchio, çalışkanlığı, kararlılığı ve dürüstlüğü sayesinde resim ve heykelde Mediciler' in gözdesi olmuştu. Boticelli de Verrocchio' nun yardımcısı olarak çalışıyordu. Devrin en önemli şahsiyetlerinden Leon Battista Alberti ve Verrocchio' nun öğretmeni Donatello da Leonardo' nun kişiliğinin gelişiminde etkili olmuştur. Onu en çok etkileyen ise Giotto idi. O da Leonardo gibi ustasını taklit etmekten hiç hoşlanmıyordu. Leonardo, gece gündüz çalışıyor, yemeğini atölyede yiyor, orada yatıp kalkıyordu. Kendini yaptığı işe kaptırmıştı. Resim yap-mak ve öğrenmekten bıkmıyordu. Bu arada lir çalmayı da öğren-mişti. Başkalarının onu takdir etmesi ile özgüveninin giderek arttı- ğını hissediyordu.Rönesans İtalyası politik açıdan kaynayan bir kazandı. Başta Roma, Milano, Venedik, Napoli ve Floransa olmak üzere bir düzine kadar şehir devleti sık sık birbirleri ile savaşıyordu. Üstüne üstlük doğuda Osmanlı İmparatorluğu, batıda Fransa' nın tehdidi sürüyordu. 1469 ' da Lorenzo de Medici' nin başa geçmesinden sonra Floransa ile Roma' nın ile arası açıldı. Loren zo Vatikan' ın suikast girişimini savuşturarak Napoli ile dayanışmaya girdi ve giderek güçlen- di Lorenzo büyük olasılıkla Verrocchio nedeni ile Leonardo' dan haberdardı. Ancak ona kararlı bir biçimde soğuk davranıyordu. Aile saraylarını süslemek, şenlik ve karnavallara renk katmak için her seferinde daha az nitelikli başka sanatçıları seçiyordu. Kimbilir belki de Leo-nardo' nun başladığı işi bir türlü bitiremeyen bir yapısı olduğunu biliyordu. Bu dönemde Leo-nardo' nun notlarındaki çizimlerden bazı mekanik aletlerin tasarımına ilgi duyduğunu anlı-yoruz: Torna tezgahı, madeni para basma makinesi, tatar yayı manivelası, su gücü ile çalışan ve su taşımaya yarayan aygıtlar, toprak altından su pompalamaya yarayan makineler, su altında nefes almaya olanak veren alet. Leonardo' nun Floransa' dan ayrılma kararı vermesine Lorenzo de Medici' nin papa lV. Sixtikus ile barıştıktan sonra Sistine Şapeli' nin yapımı için Botticceli, Ghirlandaio, Sig-norelli ve Perugino' yu görevlendirirken onu belirgin biçimde göz ardı etmesi neden olmuştu. Bu ayrılış nedeni ile Floransa' nın birkaç kilometre dışındaki San Donato manastırı altarında yapmakta olduğu “Müneccim Kralların Tapınması” adlı dev tablo da yarım kalmıştı. Genç-liğinin ve ilk profesyonel sanatçılık yıllarının kentini geride bırakıp yaşamının en mutlu, en istekli ve en üretken olacağı dönemine girmek üzere idi. İnsanın kendini gösterebilmesi için ona şans verilmesi gerekir. Floransa' daki yaşamı onun dehasını besleyememişti. Leonardo, Lorenzo tarafından Milano' ya müzisyen olarak gönderildi. Nota bilgisi vardı ve kısa şarkılar bestelemişti. Lir sesinden çok hoşlanan dükün sarayına çağrılmıştı

 

Pablo Picasso

 Tam ismi: Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Clito Ruiz y Picasso

 

Doğumu: 25 Ekim 1881 Málaga, İspanya

 Ölümü: 8 Nisan 1973 Mougins, Fransa

 Milliyeti: İspanyol

 Alanı: Resim, Heykel, Baskı, Seramik

 Eğitimi: Jose Ruíz y Blasco (babası)

 Madrid: Sanat Akademisi

 Akımı: Kübizm

 Meşhur eserleri: Avignonlu Kızlar (1907), Guernica (1937), Ağlayan Kadın (1937)

 Pablo Picasso, tam adı ile Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Clito Ruiz y Picasso (25 Ekim 1881 – 8 Nisan 1973), İspanyol ressam ve heykeltıraş. 20. yüzyıl sanatının en iyi bilinen isimlerindendir. Georges Braque ile birlikte kübizm akımının temelini atmıştır.

 

 Hayatı

 Picasso 25 Ekim 1881'de Malaga, İspanya’da doğdu. Babası ressam ve bir resim öğretmeniydi. Resim yeteneği kısa sürede keşfedildi. 1895'te Barcelona Güzel Sanatlar Okulu'na girdi. 1901 yılından itibaren anne soyadı olan Picasso'yu kullanmaya başladı. Desenleri İspanyol bir dergi olan Juventut'ta yayımlandı. Çok yoksul bir ailenin çocuğu olan Picasso, Çatanov tarafından hor görülmüstür.

 

1900'de ilk kez Paris'e gitti. Dönemin yenilikçi sanatçılarının yaşadığı Montmartre semtinde bir süre yoksulluk içinde yaşadı. Picasso yaklaşık 1901-04 arasındaki ilk dönem yapıtlarında sıradan insanların, sirk palyaçolarının, akrobatlarının resimlerini yaptı. Büyük kentlerdeki yaşam kadar, sirk yaşamı da ilgisini çekiyordu. Ne var ki, tablolarında bu yaşamın hüzünlü yanını yansıttı. Sanatçının bu dönemi 'Mavi Dönem' olarak tanımlanır.

 

 Pembe dönem

 Bu dönemde Picasso, Mavi Dönem’deki soğuk renklerin aksine neşeli portakal ve pembe renkleri kullandı. Bunun muhtemel nedeni ise o dönemde arkadaş olduğu Fernande Olivier ile olan ilişkisiydi. Bu dönemde de akrobatlar ve palyaçoları eserlerinde kullandı. Bu dönem, Mavi Dönem’in aksine Fransız etkisindeydi. Bu dönemin en ünlü eserleri Garçon a la pipe, Woman in chemise (Madeleine), Lady with a Fan, Two Youths, Harlequin Family, Harlequin’s Family With An Ape, La famille de saltimbanques, Boy with a dog, nude boy ve The girl with a goat’tur.

 Picasso, Georges Braque ile kübizmin temellerini atmış sayılmaktadır. 1907'den 1914'e kadar kübist olarak adlandırılan tarzda tablolar yapar. Kübist tabloların genel özelliği, geometri ve geometrik şekillerin kullanılmasıdır. Resmedilen nesneler geometrik formlar oluşturacak şekilde basitleştirilmiş yahut geometrik şekillere bölünmüştür. Kübizmin bir diğer özelliği de uzaydaki üç boyutlu bir cismi iki boyutlu yüzeye aktarma çabasıdır. Bu amaçla Picasso, şekilleri yanal yüzeylerine bölüştürüp her birini iki boyutlu yüzeyde göstermeye çalışır. Yine bu nedenden portrelerindeki insanların hem profili hem de önden görünüşü görülmektedir.

 Birinci Dünya Savaşı sırasında Picasso, Jean Cocteau ile beraber Roma'da kalır. Burada sahne dekoratörü olarak çalışırken dansçı Olga Kokhlova'yla tanışır. Picasso ikinci eşi olan Olga Kokhlova ve oğlunun birçok portresini yapmıştır. (Paul en Pierrot, 1925, Picasso Müzesi, Paris)

 20'li yılların başında ressam klasisizme geri döner: Trois Femmes à la fontaine (1921, Modern Sanat Müzesi, Paris). Ayrıca mitolojiden de esinlenir: les Flûtes de Pan (1923, Picasso Müzesi, Paris).

 Picasso tanınan en üretken sanatçıdır. Guiness Rekorlar Kitabı'na göre, toplam 13,500 resim, 100,000 baskı, 34,000 kitap resmi ve 300 heykel ve birçok seramik ve çizim üretmiştir.

 Bir genelevdeki beş hayat kadınını gösteren ve Kübizm akımının en önemli örneklerinden biri olarak görülen ünlü eseri Avignonlu Kadınlar, Fransa'da 1907 yazında çizilmiştir.

 En tanınmış eseri Alman ordularının Guernica kasabasını bombalamasını anlatan Guernica adlı eseridir. Resim 1937'de yapılmıştır. Bu resim şu anda Madrid'de Reina Sofía Müzesinde bulunmaktadır. Picasso, bir sergisi sırasında kendisine, "Bu resmi siz mi yaptınız" diye soran bir Alman generaline, "Hayır, siz yaptınız" cevabını vermiştir.

 

MİCHELANGELO'NUN HAYATI      

 MiCHELANGELO di Lodovico Buonarroti Simoni(Caprese,1475 - Roma,1564)

 Italyan heykelci, ressam, mimar ve sair. Donatello'dan ve Antikcag heykel sanatindan cok etkilendi. Resim ve fresk egitimini Ghirlandaio'nun atolyesinde tamamladi. Bertoldo di Giovanni ile S. Marco kilisesinin 'casino'su icin calisti. Bu, Mediciler tarafindan toplanmis eski yapitlarin yer aldigi bir muzeydi. Kentauroslar'in Savasi (1490, Bargello) ve Donatello tarzinda yassi kabartmalarla suslu Merdivendeki Meryem (1490-1492) adli heykellerini burada yapti. 1496'da Mediciler'in iktidarinin sona ermesiyle Floransa'dan Venedik'e kacti. Sonra Bologna'ya gitti. Jacobo della Quercia ile tanisti. San Domenico kilisesinin kemeri icin iki heykel yapti. Sonra Roma'ya giderek sarhos Bacchus'u ve San Pietro bazilikasi icin, heyecan temasini isleyen Piet‡'yi yapti. 1501'de Floransa'ya dondu. 1504'te 4,34 metre yuksekligindeki David (Davut) adli unlu mermer heykeli ve kentin katedrali icin on iki havarinin heykellerini yapti. Havari heykellerinden gunumuze sadece Aziz Matta'ninki kalmistir. Daha sonra Palazzo Vecchio'nun buyuk konsey salonu icin, Leonardo da Vinci'nin cizdigi Anghiari savasi'na cevap sayilan Cascina savasi adli buyuk freskin taslagini hazirladi ama baslamadi. Taslaklarda carpici bir duzenlemeyle cizilmis pek cok ciplak figur vardir. 1505'te Papa ii. Julius'un onu Roma'ya cagirdi. Vatikan'daki Sistina capellasi'nin kubbesini susledi. Bu muhtesem fresk 1512'de tamamlandi. Michelangelo bu eserinde Yaradilis-Kutsal Kitap'tan alinmis sahnelerle, kubbeyi saran peygamber ve kahinlerin figurleriyle, carpici ciplak figurlerle cizgisel tarzini doruga ulastirdi. Ana panodaki ciplaklar insan anatomisi acisindan bire saheserdir. Fresklerin kapladigi ince uzun alan yaklasik 40 metre boyunda ve 14 metre enindedir ve bu dev kompozisyon o ana kadar insan elinden cikmis en buyuk eserdir. Papa ii. Julius'un olumunden sonra yapilan mezarin ana motifi olan Musa heykeli'ni Michelangelo yapti. Baslangicta tasarladigi cok buyuk bir mezarin bolumlerinden olan Koleler (Louvre) dizisini gerceklestiremedi. 1515'te Floransa'ya dondu. San Lorenzo kilisesi'nin cephesine freskler tasarladi. Mediciler'in mezarlari icin yapilan capellayi duzenledi. Nemours duku Giuliano ve Urbino duku Lorenzo' nun lahitlerini yapti. (Gunduz ve gece, Alacakaranlik ve safak, Eylem ve Murakabe figurleri vb.) 1524'te Lorenzo kitapliginin giris bolumune ve merdivenlerine freskler yapti. 1534'te Roma'ya dondu ve yerlesti. Bu donemde tutku dolu siirler yazdi, Ganymedes, Phaeton gibi konusunu mitolojiden alan desenler cizdi, Sistina capellasi'na bastan sona ciplak insanlardan olusan Son Yargi'yi yapti. 1546'dan sonraki calismalarinda mimarliga agirlik verdi. 1547'de San Pietro Kilisesi'nin kubbesini yapti ve icini susledi. Fakat tamamlamadan birakti. Diger calismalari Diocletianus hamamlarinda Santa Maria degli Angeli bazilikasi duzenlemesi, Porta Pia (1560), S. Giovanni del Fiorentini icin etutler (1550-1554), Campidoglio meydaninin duzenlemesidir. Ayrica Floransa katedrali'ndeki Piet‡, Palestrina Pite‡'si (Floransa Akademisi) ve rahatsizlandigi icin tamamlayamadigi Rondanini Piet‡'si (Castello Sforzesco, Milano) son heykelleridir. Michelangelo, XVI. yy.'a damgasini vurmustur. Yapi sanatina yepyeni formlar getirmis, boylece Ronesans mimarisine yon vermistir. XVII. yy.'in barok sanati da onun gucunden cok etkilenmistir. insanliga biraktigi servet paha bicilemiyecek kadar buyuktur.

 

Salvador Dali

 Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí Domenech bilinen adıyla Salvador Dalí (11 Mayıs, 1904 – 23 Ocak, 1989), İspanyol ressam. Sürrealizmin öncülerindendir. 20. yüzyılın en önemli ressamlarından birisidir. Yaptığı resimler, düş benzeri ya da gerçek olamayacak temalarla işleniyordu. Dali, bu tarzıyla sanat dünyasında öne çıktı. Kimi aşırı tavırlarından dolayı kendisine "deli" sıfatı yakıştıldıysa da, "bir deli ile benim aramdaki fark, benim deli olmamamdır" sözü ona aittir.

 Salvador Dali’nin Hayatı

 Salvador Dalí 11 Mayıs 1904'de Figueras’ın (İspanya’nın Kuzeyinde Pirienelere yakın bir kasaba) bir köyünde doğdu. 6 yaşındayken menenjitten ölen erkek kardeşinden 3 sene sonra dünyaya gelmişti. 1973 de şöyle yazacaktı:

 ‘Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Beni severken hala onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu.. Babamın sevgisinin bu sınırları yaşamımın ilk günlerinde itibaren çok büyük bir yara oldu benim için.’

 Ona koydukları isim; ölmüş kardeşinin ismiyle aynıydı: Salvador. Ressam bu kardeşine ikiz kadar benziyordu. Anne babasının yatak odasında Velazquez’in Çarmıhta İsa resmiyle birlikte asılı olan kardeşinin resminin yaşayan bir aynasıydı. Böylece Salvador Dalí bir küçük despota dönüştü. Ailesinin dikkatini çekmek için yaptığı histeri krizleri, teatral hareketler alışılagelmiş şeylerdi. Uzun süre, onu fetheden kızkardeşi Ana Maria’nın doğumu bile onu düzeltmeye yetmedi. Aksine zaman geçtikçe farklılığını ifade etme isteği daha dayanılmaz hale geliyordu.

Hasta çocuk; 10 yaşında yaptığı ilk self-portresinin ismiydi. Bir süre sonra ilk resim kursuna başladı. Öğretmeni Juan Núñez iyi bir ressamdı; ondan karakalem çalışmayı öğrendi. Daha sonra Catalan (İspanyanın Kuzey doğusunda yaşayan Catalanca adında farklı bir dil konuşan insanlara verilen isim) empresyonist ve realistlerini tanıdı. Daha sonra Kübizm ve Juan Gris’i keşfetti.

20'li yılların başında Madrid San Fernando Akademisine başladı. Ancak anarşist hareketleri nedeniyle okuldan atıldı ve bir süre Girona’da tutuklu kaldı. (1923) Daha sonra tekrar okula kabul edilse bile 1926'da tamamen atıldı. Bunu takip eden yıl Paris’te Picasso’yla tanıştı. 10 yıl sonra Londra’da Stefan Zweig onu Sigmund Freud’a tanıttı. 1923'te Madrid’de Luis Buñuel ve García Lorca ile tanıştı.

 Dalí böylece değişti. Görünümüyle de. Başlangıçta ki uzun saçları; ağzından hiç düşmeyen piposu daha sonra kısacık biryantinli saçlı spor kıyafetli asık suratlı birine dönüştü. Günlük yaşamı; entelektüel bir söylemin ve lüks bir yaşamın çevresinde dönüyordu. Buñuel’le ‘Bir Endülüs Köpeği’ filmini sahneye konmasına yardımcı oldu. Ama. Buñuel.’i dinsizlikle suçlayarak ikinci bir filmden uzak durdu. Buna karşın García Lorca’yla çok yakın bir arkadaşlığı oldu. 1925-36 yılları arasında uyumlu bir dostlukları oldu. Kadınlar pek ilgisini çekmiyordu. Onlar “sadece erotik fantezileri için gerekli”ydiler.

 Dali’nin fikrini değiştiren olay 1926’da Gala’yla tanışmasıyla gerçekleşti. Gala; bir Rus avukatın kızı ve sürrealist şair Paul Eduard’ın eşiydi. Onu ilk defa Cadaquez’de Akdeniz’in Catalan kıyısında Hotel Miramar’ın karşı terasında gördüğünde eşiyle beraberdi. Ertesi gün saat 11'de plajda buluşmak üzere sözleştiler. Dali bu olayı tamamen sembolik bir biçimde hazırlamaya karar verdi.

 Soyundu. Elbiselerini, göğüs uçlarını, kıllarını, göbek deliğini ve esmerleşen tenini gösterecek şekilde kesti, katladı. Boynuna inci bir kolye, kulağına bir kırmızı bir sardunya taktı. Traş olurken yaralanmasından esinlenerek kendi kanını süründü. Bunu balık kuyruğu, keçi gübresi ve yağla karıştırdı. Ama pencereden Gala’yı, özellikle de çıplak bronzlaşmış sırtını görünce, bu ölümcül ritüele son vererek üzerindeki partallığı ve bu vebalı tutkuyu soyunmaya karar verdi. Birkaç ay sonra tamamen aşık olarak birlikte yaşamaya başlayacaklardı. Ve o andan itibaren Gala; Dali için bir aşık, bir arkadaş, esin perisi ve model (ilk defa profilden Gran Mastrubador’da gözükür), danışman ve herşeyin ilersinde varlığının yöneticisi olacaktır. Port Lligat’de hayatlarının evlerini kurdular.

 İlk önce İspanya İç Savaşı’ndan daha sonra Dünya Savaşından kaçmak için tüm dünyayı gezdiler. Dali şöyle açıklar düşüncesini:

 ‘Her zaman anarşist ve aynı zamanda da monarşisttim. Her zaman burjuvaziye karşıydım ve hala da öyleyim. Gerçek kültürel devrim monarşist prensiplerin restoresiyle mümkündür.’

Ama 1934'te beş yıllık aktif bir işbirliğinden sonra artık eski sürrealist arkadaşlarından ayrılmış ve küçük burjuvaya dönüşmekle suçlanır olmuştu. Çünkü politikadan kaçıyordu:

‘Beni ne marksizm bir parça bile ilgilendirmiyordu. Politika bir kansere benziyordu.’

Newyork’a yerleşti, ama arada sırada geri dönüyordu. Örneğin faşistler arkadaşı Garcia Lorca’yı öldürdükten ya da Nazilerin istilasından sonra. Mamafi, Kuzey Amerikalılar tarafından aranılan, sevilen, iyi ücret ödenen biriydi.

 1966'da Newyork modern sanatlar müzesinde 1966'de ona bir retrospektif adadılar. Beuborg’daki bir diğer sergi için 1979'a kadar beklemesi gerekti. 3 sene sonra 1982'de Gala öldü. O zamandan sonra nerdeyse resim yapmayı bıraktı. Dali , Gala’nın mezarının olduğu Pubol’e yerleşti ve son eserlerini verdi.

 Bütün akımları tanıyıp; olası bütün etkilerden geçtikten; tüm çılgınlığıyla o devasa eseri ‘Babil Kulesi’ni oluşturduktan sonra; Salvador Dali sanatı boyunca uzayıp giden bir ipi farketti. Bu ip görünmez bir şekilde daha Breton’la bile değilken gerçekleştirdiği ilk sürrealist eseriyle, gerçek anlamdaki sürrealist eserlerini birbirine bağlıyordu.

 

Freud’un içten ve ve fanatik olarak tanımladığı, Dali’nin gözleri; hep büyüleyici bir dünyayı keşfediyordu. Dali hiçbir zaman taptığı esin perisi Gala’dan ayrılmadı, eve kendine duyduğu ihtiyaçtan daha fazla bir ihtiyaçla ona bağlıydı.

 

Pubol Şatosundaki yangından kurtulduktan sonra; 23 Şubat 1989'da Figueras hastanesinde, 84 yaşında öldü. Cesedi ilaçlandı; ve Figueras’daki müzesine hakim olan dev kubbenin altına gömüldü.

 

Jan Vermeer

 Flaman ressamı Jan Vermeer, resimlerinde yumuşak ışık etkisi kullanarak, ev içi görüntülerini ve durağan kuzey Avrupa hayatını yansıtmıştır. Ölümünden iki yüzyıl sonra keşfedilse de hollanda'nın altınçağ sanatçıları arasında sayılır. En ünlü eseri, ''İnci Küpeli Kız'', Flaman resminin ''Mona Lisa''sı sayılmaktadır.

 

Jan (Johannes) Vermeer'in hayatıyla ilgili kesin ve yeterli bilgi yoktur. Ancak Hollanda'nın Delft şehrinde doğduğu ve babasının meyhane işlettiği bilinmektedir. Ayrıca sanat eserlerinin alım satımıyla da ilgilenen babasının ölümüyle aile işinin başına geçen Vermeer, 1653 yılında koyu bir Katolik olan Gounda adlı bir kızla evlendi. 11çocukları oldu. Evliliklerinin ilk yıllarında ressamlar loncasının başkanı oldu. Çalışmalarının çok uzun sürmesi nedeniyle çok az eser yaratabildi. Resimlerinin de küçük bir kısmını satmış olan ressam, öldüğünde eserlerinin büyük bir kısmı ailesinin elindeydi. 15-aralik 1675 yılında öldü. Yaşarken de geçim sıkıntısı çeken ressam, öldüğünde de ailesine, alacaklılardan ve iflastan başka bir şey bırakamadı. Sanatçının atmışa yakın eserini imzalamış ancak sadece ikisine tarih atmıştır( ''Muhabbet Tellalı'' (1656) ve ''Astronom'' (1668) ). Eserlerinin koronolojisi bu iki resime göre tarihlendirilmiştir. Aldığı eğitim konusunda da kesin bilgiler olmayan sanatçının Rembrandt'ın öğrencisi olan Carel Fabritius'tan ders aldığı sanılmaktadır.

 

''Muhabbet Tellalı'' adlı eserinde kullandığı sıcak renkler ve çarpıcı ışık-gölge etkisiyle 1650'lerin Rembrandt okulu geleneğine bağlı gibi görünse de daha çok İtalyan ressam Caravaggio'nun uslubuna yakındır. Kullandığı renkler göz önüne alınınca ''Muhabbet Tellalı''ndan önce yapıldığı düşünülen iki eserden, ''Evdeki İsa'', Hollanda da o dönemde yaygınlık kazanan Caravaggio etkisini gösterir. Ayrıca ''Diana ve Arkadaşı'' adlı eserinde mitolojiyi sıkça kullanan İtalyan resim üslubuna bir gönderme vardır. Bu eser, mitolojiyi kullandığı tek resmidir.

 

Sanatçı, çoğunlukla ev içi sahnelerini resmetmiştir. Resimlerinde konu olan bu sakin ve sessiz ev büyük olasılıkla ressamın kendi evidir. Hollandalı ressamların açık hava resimlerine olan yoğun ilgisine rağmen Vermeer, birkaç Delft manzarası dışında ev içi sahnelerinden vaz geçmemiştir. Nesneler ve kapalı, loş odaların atmosferi, ressamı daha çok ilgilendirdi. Çağdaşları daha çok açık hava resimlerine ilgi duyarken, o evinde kendisine olağanüstü bir dünya kurabiliyordu. Figürlerinde ve nesnelerdeki duyguyu çarpıcı bir şekilde izleyiciye geçirebiliyordu. Konuları arasında günlük hayatın sıradan olayları vardı; müzik dersi, mutfak, mektup okuyan karısı ve kendi atölyesi gibi sahnelerde sessizliğin büyüsünü ve ışığın gizemini yansıttı.

 

Onun resimlerinde her nesne ayrı bir ruh ayrı bir kişilik kazanır. Bir meyve sepetinin, bir iskemlenin ya da bir halının; ışık, renk, leke gibi değerlerle kusursuz verilişi, dokunun gerçekçiliği, kıvrımların yumuşaklığı resimlerinin gerçek anlamını oluşturmaktadır. Işığın kullanımı ve esere kattığı anlam, onu çağdaşı diğer Flaman ressamlarından ayırır. Resimleri sadece perspektif ve gölgelendirme açısından mükemmel olmasının yanı sıra zaman, varoluş, nesnelerin doğası gibi felsefi konuları da irdeler.

 

15.yüzyıldan gelen Flaman resim geleneğinin öğelerini resimlerinde ustalıkla öğütmüş olan Vermeer, doğduğu ve yaşadığı şehir olan Delft'de 1675 yılında ölmüştür. Onun resmi, 17.yüzyıl Hollanda resminin en çarpıcı ve başarılı yansımasıdır ve ancak 19.yüzyıl sonlarında keşfedilen bu ressam, kendinden sonra gelen pekçok diğer sanatçıyı derinden etkilemiştir.

 

Edgar Degas

 

1834 yılıında Paris'te dünyaya gelen Edgar Degas, 19 yaşında Barrias'nın yanında resim çalışmaya başladı. 1855'te Paris Güzel Sanatlar Akademisi'ne girinceye kadar süren çıraklık döneminde çok sayıda tablonun kopyasını yaptı.

 

Louvre'da tanıştığı Manet ve doğacılığın öncüsü Duranty ile yaptığı konuşmalar izlenimcilik akımı doğuran sanat grubunun gelişimindeki önemli etkilerden biri oldu. Tiyatroya, operaya ve dansa olan tutkusuyla yaptığı eserlerinden dolayı dansçıların ressamı olarak anılan Degas kadın şarkıcılara ısınma hareketleri yapan küçük balerinleri ön plana çıkarır tablolarında..........

 

Kırlarda ormanlarda dolaşmaktansa Paris' in ünlü bulvar kahvelerinde oturmayı tercih eden bir sanatçı vardı . O eserlerini açık havadan ilham alan empresyonistlerle birlikte sergilediği halde onlar gibi günün erken saatlerinde Seine Nehrinin üzerinden doğan güneşi bir izlenim olarak yakalamaya uğraşmaz , akşam üzeri opera locasından dansözleri çizmeye giderdi . Dev Paris' in hareketli hayatını , kaldırımları dolduran kalabalığını taparcasına severdi . Hayatı boyunca konularını sadece opera sahnesi gerisinden , Paris' in at yarışlarından , kolacı dükkanlarından , apartmanların avluya bakan odalarından alan sanatçı bunları atelyesinde işledi . Yaptığı az sayıda manzara resmini ise yine evinde fotoğraflardan kopya ettiği söylenir.

 

Eserlerinde hareket eden insan figürünü büyük bir ustalıkla işleyen sanatçının resimlerine renk yönünden genellikle sadelik hakimdir . 1870 yılından sonra gözleri bozulmaya başlayan ressam önce yağlıboyadan pastele geçti , durumu büsbütün kötüye gidince de " Şimdi benim için tek çıkar yol körlere göre bir meslek aramak " diyerek heykel yapmaya başladı ancak yaptığı heykeller ölümünden sonra bronza dökülebildi . Çoğu dostları tarafından terkedilmiş bir insan olarak hayata gözlerini yumduğunda resimleri çoktan Avrupa müzelerini süslüyordu

 

Francisco Goya

 

Francisco Goya 1746 da Saradossa yakınında dogdu.Gençliginde ressam Jozé Luzan'ın atelyesinde kısa bir süre çalıştı.Yirmi yasşında Madrid'e giden Goya, iki defa akademiye girmeye çalıştı ama ikisindede başarı saglayamadı.Bunun üzerine,İtalya'ya giden sanatçı,Parma Akademisi'ndeki sınavı başarıyla kazandı.İyalya da oldukça uzun bir süre oturmasına ragmen bu memleket Goya'nın eserlerinde büyük bir etki yaratmadı.

1775 de Goya,arkadaşı Bayen'in kızkardeşi Josefa ile evlendi.Daha sonra Madrid'de Velasquez'in eserlerini inceledi.1780 de Bayen'in yardımı sayesinde kralın ressamı oldu.Aynı zamanda akademiye kabul edildi.Kısa bir süre sonra bir kilise için önemli bir sipariş aldı.Bu yüzden kayınbiraderiyle araları açıldı.Ressamın ilk portreleri ve Alba Düşesi'yle tanışması bu döneme rastlar.

Albe Düşesi Goya'nın hayatında büyük bir rol oynamıştır.3.Şarl'ın ölümünden sonra onun yerini alan 4.Şarl,Goya'yı meclis ressamlıgına atadı.Büyük sanatçı artık zengindi.Büyük bir ün sahibiydi.Ama 1792 de her şey degişti.Goya sagır olmuştu.

1808 de Napolyon'un birlikleri İspanya'ya girdiler.Amansız bir savaş oluyordu.Goya,gördügü korkunç sahneleri,"Savaş Felaketleri" adlı dizisinde yansıttı.1824 de 80 yaşına basan Goya,Fransa'da Bordeaux'ya ve Paris'e gitti.Sonra İspanya'ya ve 1827 de Bordeaux'ya döndü.Aralarında "Sütçü Kadın"ın da bulundugu son portrelerini orada yaptı.1828 de Bordeaux'da öldü.

 

Vincent Van Gogh

 

"BİR DELİ GİBİ RESİM YAPIYORSUN" diyorlardı Van Gogh'a.Ama eleştirmenler kısmen haklı idiler.Özellikle son yıllarında Van Gogh birkaç defa delilik buhranı geçirdi ve sonunda intihar etti.Bununla beraber eserleri bir delinin degil dahinin eserleridir.Bugün bu sanatçı dünyanın en büyük ressamlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Vincent Van Gogh 1853 de Hollanda'nın Zundert şehrinde dünyaya geldi.Babası rahipti.Van Gogh ailenin altı çocugunun en büyügü idi.En yakın arkadaşı kardeşi Theo idi.16 yaşına basınca amcası onu bir tablo satıcısının yanına yerleştirdi.Dört yıl Lahey'de çalıştıktan sonra tablo satıcılarının Londra'daki magzalasına gönderildi.Orada bir çok müze dolaştı ve çok kitap okudu ama mutsuz bir aşk sonunda içine kapanık bir insan oldu.

Degişiklik kendisine iyi gelir düşüncesiyle patronları onu Paris'taki şubelerine gönderdiler.Okumaya devam etti.Aynı zamanda müzedeki büyük tablolarıda inceliyordu.Ama karakterindeki gariplik bir yandanda artıyordu.

Van Gogh 1877 de Amsterdam'daki bir okulda ilahiyat okumaya başladı.İyi bir ögrenci degildi.Din anlayışı üzerinde ögretmenleri ile çatışıyordu.Daha sonra belçika'daki Borinage'da fakirlerin oturdugu bir semtte rahiplik yapmaya başladı.Ama iki yıl sonra onu bu görevden ayırdılar.

1880 de Van Gogh gerçek yeteneginin sanatta oldugunu anladı.O tarihte hayatını iyi kazanan kardeşi Theo ona para yardımı yapmaya başladı ve ölünceye kadar buna devam etti.Van Gogh artık resim yapıyordu.Beş yıl Brüksel'de,Lahey'de ve Antwerp'te resim ögrenimi yaptı.1886 da Paris'e kardeşi Theo'nun yanına gitti.Orada zamanın ünlü ressamları ile tanıştı.İki yıl sonra Fransa'nın güneyindeki Arles'a gitti.Ressam Gauguin'i yanına çagırdı.Ama kısa süre sonra kavga ettiler.Ve bir delilik buhranı sırasında Vincent sol kulagını kesti.Saglık durumunun gittikçe bozuldugunu anlayan sanatçı bir yıl sonra Arles yakınında Saint Rémy akıl hastanesine yatırıldı.Buhranlar sıklaşmaya başlayınca Theo onu Paris yakınındaki Auvers'de bir doktorun yanına getirdi.Hastalıgının geçmeyecegini anlayan ve bir yandanda hep Theo'nun parası ile geçinmek zorunda oldugunu görerek büyük bir acıya kapılan Vincent 29 Temmuz 1890 tarihinde kendini tabanca ile vurarak intihar etti.

Van Gogh 800 kadar tablo ile 900 kadar desen yaptı.En ünlü tabloları arasında şunları sayabiliriz:"Patates Yiyenler,Saksıda Gün Çiçekleri,Yıldızlı Gece".Sanatçının kardeşi Theo'ya yazdıgı mektuplar ayrıca büyük bir deger taşır.

 

Wassily Kandinsky

 

Wassily Kandinsky 1866 yılında Moskova’da doğar. Hukuk, ekonomi ve etnografya üzerine eğitim alır. Resim sanatında soyutlamayla ilk kez Moskova’da hukuk öğrencisiyken tanışmıştır. Monet’nin “Saman Yığınları” serisini bir sergide görme fırsatını bulan Kandinsky, ilk etapta konusunun ne olduğunu anlayamadığı bu resimlerden oldukça etkilenmiş, saman yığınları serisi tüm ayrıntılarıyla sanatçının hafızasına kazınmıştır. Aslında bu sergiyle birlikte Kandinsky bir keşif de yapmıştır; bu keşif tanınabilir formlara sahip olmayan resimlerin de güzel görünebileceğinin keşfidir.

 

Kandinsky'nin sanata olan merakı onu 30 yaşına geldiğinde hukuk çalışmalarını bir kenara bırakmaya sevk eder. Sanat eserlerinin röprodüksiyonlarının yapıldığı bir mağazada müdürlük yapmaya başlar. Resim konusuna daha çok eğilmeye karar verir ve ressamlık kariyerine başlamak üzere eşi Anya ile Münih’e yerleşir.

 

Münih o yıllarda ressamları kendine çeken bir şehir olma özelliğine sahiptir. Katolik kilisesinin ve Bavyera monarşisinin himayesi neticesinde görsel sanatlar Münih’te yüzyıllardan beri önemli bir yer tutmuştur. Şehirde ünlü enstitüler, ressamlar için atölyeler ve sergiler için uygun mekânlar vardır. Londra’daki Kristal Saray’ın bir benzeri olan Glaspalast, dört yılda bir düzenlenen uluslararası sergiler için popüler bir toplantı yeri niteliği taşımaktadır. Kandinsky Münih’e geldiğinde Empresyonist ve Sembolist nitelikli yapıtlar bir grup önderliğinde izleyiciyle buluşmaya başlamıştır. Bu grup aynı zamanda geometrik nitelikli olan Jugendstil’in gelişmesinde de büyük rol oynar. Kandinsky, bu grubun kurucularından olan ressam Franz von Stuck’den resim dersleri alır. Bu dönemde çeşitli ressam ve müzisyenle tanışma fırsatı bulan sanatçı, 1901 yılında Phalanx Grubunu kurar ve grubun başkanı olur. Grup çeşitli sergiler organize eder. Bunlardan birincisi Kandinsky’nin yaptığı Jugendstili’nde bir posterle ilan edilir. Posterde iki asker giderek büyüyen öncü güçler olarak geleneksel sanata karşı mızraklarıyla karşı koyarken betimlenmişlerdir(R.2). Kandinsky yaptığı bu posterle Münih’in öncü sanat dünyasına adımını atmış olur.

 

Kandinsky’nin öncü sanat görüşünde anahtar kelime “içsel gereklilik”tir. Sanat içsel gereklilikten doğmalı ve büyümelidir; dış izlenimlerin rehberliğiyle değil. Sanatçının “iç sesi”, sanatın esasları konusunda karar veren merci olmalıdır. Kandinsky’ye göre sanatın tinsel(ruhani) bir rolü vardır. 1911 tarihli “Sanatta Tinsel Olan Üzerine” adlı kuramsal çalışmasında toplumda materyalist düşünce tarzının başat, insanlığın tinsel potansiyelinin ise tehdit altında olduğunu dile getirir. Kandinsky bu dönemde öncü sanatçılardan bir olan Franz Marc ile birlikte bir yıllık çıkarma hazırlığındadır. Yıllıkta yer alacak makaleler ressamlar ve müzisyenler tarafından yazılacak, halk sanatı, Asya ve Afrika sanatı, çocuk resimleri ve etnografik buluntuların röprodüksiyonları bu makalelere eşlik edecek, ayrıca Van Gogh, Cézanne ve Rousseau’ya ait illüstrasyonlar da bu yıllık içinde yer alacaktır. Yıllık 1912’de “Der Blaue Reiter(Mavi Binici) Yıllığı” adıyla yayımlanır(R.3). Kandinsky, Der Blaue Reiter başlığının Franz Marc ve kendisinin mavi rengi, ayrıca Marc’ın atları kendisinin ise binicileri sevmelerinden dolayı konduğunu açıklar. Mavi renk ayrıca tinsel olanı simgelemektedir. Derginin çıkmasındaki amaç, sanatta yeni bir dil(tinsel dil) kullanarak çeşitli kültürel kaynakları bir araya getirip geleneksel anlatımın o günkü limitlerini zorlamaktır. Blaue Reiter Yıllığı’nın editörlüğünü yapan Kandinsky ve Marc, düzenledikleri sergilerle ve sanat adına gerçekleştirdikleri faaliyetlerle öncü sanat grubu Der Blaue Reiter’ın çekirdeğini oluştururlar.

 

Rembrandt Harmenszoon van Rijn

 

Cornelia ve Harmen Gerritsz'in oğlu olarak Leiden, Hollanda'da dünyaya gelmiştir. Bir değirmenci olan babası varlıklıydı, annesi ise bir fırıncının kızıydı. Leiden Üniversitesi'nde okuyan Rembrandt, ressam Jacob van Swannenburg'un takdirini kazanmış ve 1621'de onun öğrencisi olmuştur 1624 yılında kısa bir süreliğine de olsa Pieter Lastman'ın yanında Amsterdam'da çıraklık yapmış, 1625'de ise Leiden'de, arkadaşı ve meslektaşı Jan Lievens ile paylaştığı stüdyosunu kurmuştur. 1627'de öğrenci kabul etmeye başlamıştır ki bunlarında arasında Gerrit Dou da bulunur. 1629'da matematikçi Christiaan Huygens'in babası, devlet adamı ve şair Constantijn Huygens tarafından keşfedilmesi ona fayda sağlamıştır; bu bağlantısının bir sonucu olarak Prens Frederik Hendrik 1646'ya kadar Rembdrandt'an tablo satın almayadevam etmiştir. 1630'da babası ölen Rembdrandt, üç yıl sonra Amsterdam'da Hendrick van Uylenburg'un evini kiralamıştır ki bu adamın kuzeni olan Saskia van Uylenburgh ile de sadece bir yıl sonra 1634'de evlenmiştir. Çiftin 1635 doğumlu Rombertus ve 1638 doğumlu Cornelia adlarındaki çocuklarının daha bir yaşına basamadan ölmesinin ardından 1640 yılında doğan ve yine Cornelia olarak adlandırdıkları üçüncü çocukları da birkaç haftalıkken ölmüştür. Aynı yıl Rembrandt'ın annesi de vefat etti. Daha sonra 1641 yılında doğan Titus isimli erkek çocukları yaşa da, doğum sonrası zorlukların da etkisiyle, Rembrandt'ın eşi Saskia 1642 yılında vefat etmiş ve Oude Kerk'e gömülmüştür. Geertje Dircx eve Titus'a bakması için alınmış, Rembrandt ile 1649'da kötü sonla biten bir ilişki yaşamıştır. 1640'ların sonuna doğru Rembrandt, 1647'de evine kâhya olarak giren Hendrickje Stoffels ile bir ilişkiye başladı ki evli bir çift gibi yaşayan çiftin 1654 yılında adını Cornelia koydukları bir kızları oldu. Günahkâr olduğu iddiasıyla Stoffels kiliseden aforoz edilse de çift ilişkilerini sürdürmüşlerdir.

 

1656 yılında Rembrandt'ın iflâs ettiği ilan edilmiştir ve bunun sonucu olarak birçok eseri ve antika koleksiyonu açık arttırmaya çıkmış, evi dahil bütün mal varlığı da borçlarını kapatmak için satılmıştır. 1660 yılında Hendrickje, Titus ile birlikte iş kurmuş, Rembrandt'ı da işe almış böylece onu alacaklılarından korumuştur. Bundan üç yıl sonra, 1663'de vefat eden Hendrickje Stoffels Westerkerk'e gömülmüştür. Bu ölümü beş yıl sonra, 1668'de Titus'un ölümü takip etmiştir. Kısa bir süre sonra, 4 Ekim 1669'da da Rembrandt vefat etmiştir. Amsterdam'da vefat eden Rembrandt 8 Ekim'de, Westerkerk'te bilinmeyen bir mezara gömülmüştür

 

Sandro Botticelli

 

Sandro Botticelli 1444'de Floransada dogdu.ünlü ressam Fra Filippo Lippi'nin ögrencisiydi.ilk eserlerinde bu ressamla Verrochio'nun etkisi görülür.papa 4. Sikst tarafından 1481'de Roma'ya çagrılan büyük sanatçı Roselli,Ghirlandajo ve Perugino ile birlikte Sikstin kilisesinin dekorasyonunda çalıştı.ama sanat hayatının en büyük kısmı Floransa'da geçti.

 

Floransa'da mediciler için yaptıgı bir dizi tablo onun bütün gücünü ortaya koyar.sanatçının hümanizminin yansıdıgı bu şahaserler arasında 1478 de yaptıgı "Primavera-ilkbahar" ve 1485 de yaptıgı "Venüs'ün Doguşu" adlı ünlü tabloları vardır.biryandan da Botticelli bir çok kilise ve kişiler için dinsel tablolarda yapıyordu.

 

madalyalar içindeki madonnalar'ı ile de büyük bir ün yapan sanatçı aynı zamanda Dante'nin "Tanrısal Komedi"si için hazırladıgı desenleri figürlerdeki ifade gücü bakımından sonderece etkileyicidir.

 

Botticelli rönesans döneminin en büyük resim ustalarından birisidir.renklerinde büyük bir ahenk,işledigi bütün konularda şiirsel bir hava vardır.resim sanatına bireyselligi getiren Botticelli ile beraber Rönesansın "Floransa Dönemi" diye adlandırılan dönemide kapanmıştır.Sandro Bottocelli 1510 da Floransa'da öldü.

 

Hans von Aachen

 

Alman ressamdır.

 

Önce Köln'de, sonra İtalya'da (1574) öğrenim gördü. İtalya'da Tintoretto ve Veronese'yi inceledi. Prag'a yerleşti (1596'ya doğru) ve İmparator Rudolf II von Habsburg hesabına çalıştı. Spranger ile birlikte Alman maniyerizminin öncüsüdür.

 

Michelangelo Merisi da Caravaggio

Michelangelo

 

 

İtalyan ressamdır. Roma, Napoli, Malta ve Sicilya'da çalışmıştır. Barok sanat akımının ilk büyük sanatçısıdır.

 

Caravaggio, ismini doğduğu kasabadan almıştır. Michelangelo Merisi Caravaggio gerçek ismidir. Caravaggio güçlü ışık-gölge kullanımı ve resimsel düzenlemeyi dramatik bir açıdan ele alışıyla barok sanatının en özgün uygulayıcılarından biri olmuştur. 1584’te Bergamo’lu bir ressam olan Simone Peterzano’nun yanına 4 yıllığına çırak olarak girmiş, ilk deneyimlerini Lotto ve Giovanni Girolama Savoldo (1480-1548) gibi sanatçıların yaptılarını incelemekle kazanmış, Tiziano’nun öğrencisi iken Venedik Okulu'yla da ilişki kurmuştur. Roma’da çalıştığı dönem yapıtları dramatik bir anlatım sunmayan kendi portreleri ve ölü doğa resimleridir. Bunlarda güçlü bir ışık gölge kullanılmış ve ayrıntıları özenle betimlemiştir.

 

Caravaggio'nun gerçekçi doğalcılığının ilk kez bütünüyle ortaya çıktığı yapıt Roma'daki S. Luigi dei Francesci Kilisesi'nin Contarelli Şapeli'ndeki Aziz Matta'nın yaşamını konu alan bir dizi resimdi. Bu, Aziz Matta ve Melek, Aziz Matta'ya Çağrı ve Aziz Matta'nın Şehit Edilmesi konulu üç resimden oluşan görkemli bir tasarıydı. Altarın üzerine yerleştirilmesi düşünülen Aziz Matta ve Melek'in ilk biçimi S. Luigi dei Francesci'nin o güne değin bir azizin böyle canlandırıldığını görmemiş rahiplerine o kadar ters geldi ki, resmin yeniden yapılmasını istediler. İncil yazarlarından biri olan Aziz Matta resimde sıradan bir işçi ya da rençber görünümündeydi.; ayağını resmin dışına çıkıp insanın yüzüne gelecekmiş gibi uzatmış, kaba bir biçimde bacak bacak üstüne atmış olarak betimlenmişti. İncelikten yoksun melek figürü ise cahil birisine yol gösterircesine azizin elini zorla kitaba doğru bastırır gibiydi. Kilise ileri gelenleri Caravaggio'nun sıradan bir kişiyi yüceltirken gerçekte Aziz Matta'yı sokaklardan kurtaran İsa'ya öykündüğünü kavrayamamışlardı.

 

Yaşadığı dönem

 

Caravaggio, Otuz Yıl Savaşları döneminde yaşamıştır. Barok önceleri, kuyumculuk dilinde düzensiz ve acayip biçimli taş ve incileri niteleyen bir kelime olarak kullanılmıştır. Önce İtalya'da doğmuş, daha sonra Avrupa’ya ve hatta, Latin Amerika’ya kadar yayılmıştır. Karşı-reform hareketini benimseyen sanatçılar eserlerinde dini coşku ve heyecanın yaratılmasına çalışmışlardır. Dini atmosfer dışındaki alanlara da yönelmişlerdir.

 

Rönesansın denge ve uyum konusunda eriştiği ölçüden çok, maniyerizm’de beliren abartı ve hareketlilik hakimdir. Işık, gölge oyunlarına dayanarak heykel, resim ve mimarinin kaynaştırıldığı tüm sanat anlayışı getirilmiştir. Çiçek, meyve gibi nesnelerin belli bir düzende ele alındığı ölü tabiyat (natürmort) türü bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bu dönemin ünlü sanatçıları, Caracci, Caravaggio, Vermeer, Velazquez, Rubens ve Rembrandt'tır. Her ne kadar barok denilen anlayış ve stil 16. yüzyıldaki bazı sanatçılarda görülse de, esas itibariyle kilisenin önderlik ettiği karşı-reform hareketi içerisinde ortaya çıkıp geliştiği kabul edilir. Gerçekten de, 18. yüzyılda birçok Katolik Avrupa ülkesinde mimar, heykeltıraş ve ressamları teşvik eden, onların kutsal amaca yönelik nitelikteki eserlerinin müşterisi olan; kral ya da prenslerden önce kilisedir.

 

 

 

 

ünlü yabancı ressamlar ve eserleri tabloları hayatı resimleri resmleri rsimleri resimlri indir download pictures download wallpaper images ressamlar ünlü yabancı ressamlar ve resimleri

Ünlü yabancı ressamlar ve resimleri tabloları eserleri ünlü yabancı ressamların resimleri ve hayatı leonardo da vinçi salvodor dali mikelenjelo pablo pikasso picasso nun resimleri indir hayatı manzara resimleri yağlı sulu boya resimleri tabloları

Yorum Yaz